Çoğumuz başkalarına karşı anlayışlı, sabırlı ve şefkatliyken konu kendimize geldiğinde bu dili kaybederiz. Bir arkadaşımız hata yaptığında “insanlık hali” der, onu teselli ederiz.
Aynı hatayı biz yaptığımızda ise içimizde sert bir ses yükselir: Daha iyisini yapmalıydın. Nasıl bu kadar dikkatsiz olabilirsin?
Bu iç ses çoğu zaman fark edilmez; çünkü bize aitmiş gibi hissedilir. Oysa psikolojiye göre bu sertliğin kökeni oldukça tanıdıktır.
İçselleştirilmiş eleştirmen nedir?
Bu noktada karşımıza içselleştirilmiş eleştirmen kavramı çıkar. Çocuklukta maruz kalınan eleştiriler, beklentiler ve koşullu onaylar zamanla zihnimizde kalıcı bir sese dönüşür. Başarıyla sevilen, hata yaptığında eleştirilen bir çocuk için değer görmek performansa bağlanır.
Yetişkinlikte artık dışarıdan bir eleştirene ihtiyaç kalmaz; zihin bu rolü üstlenir. Kendimizi sertçe yargılamamız, çoğu zaman geçmişte işe yarayan bir hayatta kalma stratejisinin bugüne taşınmış hâlidir.

Kontrol ihtiyacı
Bir diğer önemli neden ise kontrolihtiyacıdır. Kendimize sert davrandığımızda, aslında geleceği kontrol etmeye çalışırız. “Bir daha hata yapmayayım”, “aynı duruma düşmeyeyim” düşüncesiyle kendimizi sıkı denetim altına alırız.
Sertliğin bizi disipline edeceğine inanırız. Ancak araştırmalar, aşırı öz-eleştirinin motivasyonu artırmadığını; aksine kaygıyı, kaçınmayı ve ertelemeyi beslediğini gösterir. Yani kendimize yüklenerek ilerlemek yerine, çoğu zaman daha da kilitleniriz.
Toplumsal beklentiler
Toplumsal beklentiler de bu sertliğin güçlü bir kaynağıdır. Sürekli “daha fazlası”nı isteyen, dinlenmeyi tembellik, zorlanmayı zayıflık olarak gören bir kültürde büyüyen bireyler, kendilerine karşı tolerans geliştirmekte zorlanır.
Bu bakış açısı hata yapmayı öğrenmenin bir parçası olarak değil, kişisel bir yetersizlik olarak kodlar. Oysa psikoloji bize hata yapmanın, gelişimin kaçınılmaz bir parçası olduğunu söyler.
Öz şefkat
Burada devreye öz şefkat (self-compassion) kavramı girer. Öz şefkat, kendini kayırmak ya da sorumluluktan kaçmak değildir. Zor bir an yaşadığında kendine, bir arkadaşına göstereceğin anlayışı gösterebilmektir. “Şu an zorlanıyorum ve bu insani” diyebilmek…
Araştırmalar, öz-şefkat geliştiren bireylerin stresle daha sağlıklı başa çıktığını, hatalardan sonra daha hızlı toparlandığını ve uzun vadede daha istikrarlı bir motivasyona sahip olduğunu ortaya koyar.

Kendimize karşı bu kadar sert olmamız çoğu zaman kötü niyetli değildir. Aksine, kabul görme, sevilme ve güvende kalma çabasının bir sonucudur. Ancak bu sertlik uzun vadede bizi güçlendirmez; yorar.
Belki de mesele kendimizi sürekli daha iyisine zorlamak değil, olduğumuz hâliyle de yeterli olabildiğimizi kabul edebilmektir. Çünkü çoğu zaman iyileşme, daha sert olmakla değil; biraz yumuşayabilmekle başlar.
Kaynakça
- Baumeister, R. F., & Tierney, J. (2011). Willpower: Rediscovering the greatest human strength. Penguin Press.
- Gilbert, P. (2009). The compassionate mind. Constable & Robinson.



Bir Cevap Yazın