Sonu Bilinmez Bir Yoldayız

3–4 dakika

Sylvia Plath, Mary Ventura ve İnmenin Bedeli

Yazılan her kitap, her hikaye sizin tarafınızdan anlaşılmak için çabalamaz. Hikaye akıp giderken, hatta hiç beklemediğiniz bir anda biterken, takip etmek ve anlamak sizin sorumluluğunuzdadır. İşte Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık da tam olarak böyle bir metin.

Bu kitabı elime aldığım ilk andan son sayfasına gelene kadar, bitmemesini umarak okudum. Hikaye ilerledikçe sanki daha fazlasına ihtiyacım varmış gibi hissettim, sanki bir şeyler daha olmalıydı.

Oysa metin sona erdiğinde fark ettim ki Sylvia Plath, söylenecek her şeyi çoktan söylemişti. Hikayesini tamamlamış, heybesini toplamış ve çoktan yola çıkmıştı. Hikayede eksik olan her neyse yazardan değil, okuyucudan gelmeliydi artık. 

Bir bakışta kısacık görünen bu hikaye, siz ne kadar ağırlık yüklerseniz o kadar büyür, o kadar ağırlaşır. Eğer hikayedeki tren hayatı temsil ediyorsa okuyucu da kendi heybesiyle bu trene biner; kendi yükleriyle, tereddütlerle ve sorularıyla o vagona oturur.

Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık, baştan aşağı sembollerden oluşan bir hikaye. Aslında bir yolculuğu anlatıyor gibi görünse de, düşündüğünüzde bir andan ibaret sadece. Hikâye ilerlemez; derinleşir. Bu yüzden sona erdiğinde eksik değil, askıda bırakılmış gibi hissettirir. Okur, cevaplardan çok yankılarla baş başa kalır.

Trende Mary’nin yanındaki kadın kimdir? Yolcular gerçekten nereye gittiklerini biliyorlar mıdır? Dokuzuncu Krallık ölüm müdür, yoksa yaşamın artık geri dönülmez bir hâli mi? Plath bu soruların hiçbirini açıklamaz; çünkü bu soruların cevabı metinde değil, okuyucunun kendi hayatında gizlidir. Bu nedenle hikâye pasif bir okuma deneyimine izin vermez. Okur, sembollerin arasından geçmek, boşlukları doldurmak ve anlamı kendisi inşa etmek zorundadır.

Belki de bu yüzden hikaye, okurda bu kadar tanıdık bir rahatsızlık hissi bırakıyor. İstesek de istemesek de, hepimiz bir trene biniyoruz çünkü. Bileti kendimiz alsak bile trenin nereye gideceğini biz kontrol edemiyoruz.

Yol boyunca çabalıyoruz belki; doğru vagonda mıyız, doğru yerde mi oturduk diye. Bazen daha iyi bir vagona geçmeye çalışıyoruz. Karşımıza çıkan insanlar ve verilen ikramlarla bazen unutuyoruz bir son durağın olduğunu.

Her durakta birileri indiğinde bazen aklımıza geliyor aslında. Tren perondan kalkana kadar üzülüyoruz belki, kahroluyoruz kısa bir süreliğine. Peki ya sonra? 

Sonra, geçiyor. Bir sonraki durakta sevdiğimiz, bildiğimiz birileri trenden inene kadar unutuyoruz her şeyi. Ta ki bizim durağımız gelene kadar. 

Ama bazı yolculuklarda, durağın adı söylenmeden önce bir şey olur. Tren hâlâ ilerliyordur, vagon yerli yerindedir, her şey olması gerektiği gibidir; ama içinizde hafif bir sızı başlar.

Yolun sonuna yaklaşıldığını bilmeseniz de, bu yolculuğun geri dönüşü olmadığını sezersiniz. Bileti de almış, bu kadar yol gitmişsinizdir çoktan. Dönmek artık mümkün müdür? İşte tam o anda, kaçmak bir ihtimal olarak belirir. Geç kalınmış, belki de uygunsuz bir ihtimal. Ama yine de oradadır. 

Mary’nin yaptığı da tam olarak budur. Trenin nereye gittiğini nihayet anladığında, durak çoktan yaklaşmıştır. Kaçışı planlı bir karar değil; bir panik, bir fark ediştir. Herkesin sakinliğine, yolculuğun olağanlığına rağmen, o artık kalamayacağını bilir. Çünkü bazı yolculuklar, sonuna kadar tamamlandığında geriye hiçbir şey bırakmaz.

Plath hikayenin sonundaki kaçışla da hiçbir şeyi çözümlemez, yalnızca kaçmanın mümkün olduğunu hatırlatır. Kaçtığında Mary’nin başına neler geldiğini asla tam olarak öğrenmeyiz, yeni bir bilinmezlik başlar bu kaçışla. Ve belki de hikayenin asıl ağırlığı burada saklıdır. Pek çoğumuz, Mary’nin attığı adımı atamayız. Trendeki diğer insanlar gibi sessizce durakların geçmesini izler, kendi durağımızı bekleriz. 

Belki de bu bir cesaret ya da korku işi değildir; belki asıl mesele, o eşikte kalakalmaktır. Atlamakla kalmak arasındaki o anda insan felç olmuş gibidir. Vücudu tüm benliğiyle atlamak, uzaklaşmak isterken beyninin bir köşesi sonucu ne olursa olsun o tanıdık rahatlıkta kalmaya tutunur. Bazılarımız o felç anında bir ömür eskitirken tren durmaz, zamana hiç acımadan yoluna devam eder.


Kaynakça: 

COLSPARK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin