Milyarlarca Yıllık Ok: Canlılık ve Düzenin Hikayesi 

2–3 dakika

Etrafımıza baktığımızda canlılığın belirli bir düzen içinde işlediğini görürüz. En basit canlıdan en karmaşık olana kadar her organizma, kendi içinde tutarlı bir işleyişe sahiptir. İşte bu tutarlılık, zihnimizi hep aynı duvara toslatır: Canlılık nasıl başladı? 

Bu soruya cevap aramadan önce, belki de ‘canlılık’ dediğimiz kavrama daha yakından bakmalıyız. 

Kitap tanımıyla canlılık; çevresiyle sürekli madde ve enerji alışverişi içerisinde olan, metabolik faaliyetler yürüten, uyarılara tepki verebilen, iç dengesini koruyabilen, büyüme ve üreme gibi özelliklere sahip sistemleri ifade eder. 

Basitçe söylemek gerekirse, canlılar sadece ‘var olan’ varlıklar değildir. Bir bitki güneşe yönelir, su ve besin alır; bir kedi hareket eder, yiyecek arar ve üremek için çaba gösterir. 

Canlılar beslenir, büyür, çoğalır ve çevreleriyle etkileşim halinde olur. Hücreleri enerji üretir, atıkları dışarı atar ve vücudundaki dengeleri korur. Böylece hayatta kalır ve nesillerini sürdürür. 

Bu temel özellikler, yaşamın ne kadar karmaşık ve uyumlu olduğunu gösterir. İşte buradan sonraki adım daha da ilginçleşir. 

İlk basit formlardan bugünün karmaşık organizmalarına uzanan süreç, dümdüz bir yol değildir. Doğal seçilim ve mutasyonların milyarlarca yıl boyunca, canlıları deneme-yanılma yoluyla şekillendirdiği engebeli bir süreçtir.  

Peki, bu muazzam çeşitlilik ve uyum, sadece bir tesadüf ürünü olabilir mi? Yoksa arkada işleyen bir zorunluluk ya da bir süreç mi var? 

Tesadüf; rastlayış, rastlantı ve olasılıklara bağlı olaylar anlamına gelir. Ancak bilimsel bakış açısında ‘tesadüf’ tam anlamıyla nedensiz bir kavram değildir. Çünkü doğada gerçekleşen hiçbir olay nedensellikten bağımsız değildir; her olgunun arkasında açıklanabilir ya da henüz açıklanamamış bir neden bulunur. 

Bu duruma örnek olarak bir okçuyu düşünebiliriz. Hatta acemi bir okçu olsun bu kişi. Yayı eline ilk aldığında hedefi vurması imkansız gibidir, değil mi?

Ancak yayı kullandıkça, deneme yaptıkça ve deneyim kazanıp rüzgarı hissettikçe, atışları hedefe daha çok yaklaşır. En sonunda hedefi vurduğunda bu gerçekten bir tesadüf mü olur yoksa emek ve deneyimle gelen bir başarı mı olur? 

Canlılığın ortaya çıkışı da buna benzer. Yaşam, anlık bir tesadüften ziyade, uzun bir süreç boyunca işleyen olasılıkların ve zorunlulukların sonucunda bu şekle gelmiştir. Doğa tek bir denemeyle yetinmez; milyarlarca yıl boyunca sayısız olasılığı dener. Uyum sağlayamayanlar elenirken, uyum gösterenler varlığını sürdürür.

Dolayısıyla bugün yeryüzünde gördüğümüz her canlı, ister mikroskobik bir bakteri olsun ister karmaşık bir insan, o hedefi 12’den vuran okun ta kendisidir. Bizler, milyarlarca yıl süren o devasa deneme-yanılma sürecinin ‘başarılı’ sonuçlarıyız.  

Hücrelerimizde taşıdığımız düzen, şans eseri atılmış bir okun değil, zorluklara karşı direnmiş ve hayatta kalmayı başarmış bir mirasın ürünüdür. 

Belki de asıl büyü, canlılığın bir anda ‘tesadüfen’ var olmasında değil; kaosun içinden sıyrılıp kendi düzenini yaratabilen bu inatçı sürekliliğinde gizlidir. 

Kaynakça

COLSPARK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin