Arada kalmış bir nesil: 99’lular…

2–3 dakika

Bizim 99’lular biraz arada kalmış bir nesil. Sokakta büyüyen son sokak çocukları olabiliriz. Hem ucundan bir parça Y kuşağı abileriyle büyümüş ve onlarla betonda ve toprakta top koşturmuş çocuklarız hem de Z kuşağının ilk prototipleriyiz.

DVD’lere yetişemesek de CD’lere ve ardından da USB’lere yetiştik. Cebine USB asan marjinaller dışında hepimiz USB’leri boynumuza asardık. USB’lerle ilk defa sunum yapan jenerasyon olabiliriz, bizden üst sınıflarda bu yeni teknolojiler var mıydı hatırlamıyorum.

Telefon bizden önceki nesilde yaygınlaşsa da ilk bizim neslimiz akıllı telefonlarla haşır neşir oldu. İlk tabletler bizim zamanımızda vardı ki bir nevi statü göstergesiydi. Tabii ortaokulda verileceği vadedilen dandik tabletlerden bahsetmiyorum.

Artık 2010’ların ortalarına geldiğimizde bizden üç beş yaş küçükler, dijital dünyanın ayrılmaz bir unsuru oldular. Öte yandan bizim ara nesil, geçmiş kuşağın getirdiği manuel hayatın canlılığını hala sürdürüyordu. Biz dijitalin yabancısı değildik ama bizim dijital dünya anlayışımız gerçek hayatla bu kadar iç içe geçmemişti.

En güzel örneği döneminin internet kafeleriydi. Geçtiğimiz senelerde Türkiye’yi ziyaret ettim. Eski bir ‘internet kafeci dayı’ vardı. Dükkanını eski bir konfeksiyonun yanına açmıştı. Pala bıyıkları ve yer yer kel ve seyrek kalmış kıvırcık saçları vardı.

Kapı girişinde, hemen sağındaki masadan gelen geçen çocukları gözlerdi. Benim ilk internet kafe tecrübem orasıydı. Ama bu internet kafe çok basit hatta biraz ilkel kaçıyordu. 2006-2010 arasında açılmış bir kafeydi ama sonrasında açılan mekân bambaşkaydı.

Açılan bu kafe aşağı ortaokuldan bizim sokağa gelen çocuklar tarafından Yeraltı adını almıştı. Bodrum katında bir yerdi ancak bodrum katı olduğuna bakmayın epey büyük bir yerdi. İki kapısı vardı: Soldaki kapı aşağı yukarı yirmi tane bilgisayarın olduğu bir kısımdan ibaretken sağdaki kapı Playstation oynanılan bir mabetti.

Sekize yakın masa ve deri koltuklarla mücehhez bir eğlence kulübüydü. Bilardo ve langırt masalarına ilaveten sonrasında atari makinası bile konmuştu. İki salonun da ucu mekânın sahibi olan Mehmet Abinin masasına çıkıyordu. O masasından iki tarafı da kontrol edebiliyordu.

Acayip bir yerdi Yeraltı. Bize sanayi tipi makinesinden karışık tost yapar, on dakika daha oynama hakkımız olmasına rağmen ‘Tosunlar sizin bitmiş!’ diye bizi çıldırtırdı.

O yıllarda dijitalleşen gençler olarak en azından kendi çapımızda bir alt kültüre sahipmişiz. Çoğu çocuğun parası olmadığı için bu kültür kendini maddi şartların içinde doğmuş buldu. Zaman içinde herkes kendi parasını kazandıkça borç harç içerisinde bir bilgisayar ya da bir Playstation almaya kendini zorladı.

Günümüzde böyle güzel alt kültür alanlarını görememem yaşlı biri olduğum anlamına gelmez ama yaşlanıyor olduğumu gösterebilir. Öyle ya da böyle internet kafelerin çağı kapandı. Üç sene evvel Türkiye’de gördüğüm ‘internet kafeci dayı’ artık minibüs şoförlüğü yapıyordu. Mehmet Abi ise Yeraltı’nı kapatıp sırra kadem bastı.

COLSPARK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin