Bazen bir konuşma biter bitmez veya konuşma sonrası yalnız kaldığımızda içimize tuhaf bir sıkıntı çöker. Söylediklerimizi geri alamayacağımızı fark ettiğimiz o an gelir. “Ben bunları niye anlattım ki?” deriz. Aslında o anda rahatlamıştık; hatta anlatırken iyi de hissetmiştik. Ama sonrasında pişmanlık, utanma ya da geri çekilme ihtiyacı belirdi. Peki ama neden?
Bu deneyim ve duygu durumu, sandığımızdan çok daha yaygın ve günümüzde oversharing, türkçe manasıyla fazla paylaşım olarak adlandırılıyor.
Oversharing nedir?
Oversharing, kişinin duygu ve deneyimlerini bağlama, ilişki düzeyine ya da zamana uygun olmayacak ölçüde fazla ve hızlı paylaşmasıdır. Bu durum çoğu zaman “fazla konuşmak”tan ziyade, fazla açılmakla ve derine inmekle ilgilidir. Önemli olan ne kadar konuştuğumuz değil, neden o anda bu kadar açıldığımızdır.

Bağlanma ve onay
Psikolojik açıdan bakıldığında oversharing’in temelinde sıklıkla bağlanma ve onay ihtiyacı yatar. Anlaşıldığımızı, görüldüğümüzü hissetmek isteriz. Özellikle duygusal olarak zor bir dönemden geçerken, içimizde birikenleri dışarı dökme ihtiyacı hayli artar.
Anlatmak geçici bir rahatlama sağlar; sanki omuzlarımızdaki yük hafiflemiş gibi hissederiz. Ancak bu rahatlama kalıcı değildir. Çünkü paylaşım, içsel bir düzenlemeden çok dışsal bir boşaltma işlevi görmüştür.
Duygusal regülasyon
Bir diğer önemli etken duygusal regülasyondur. Zor duygularla baş etmekte zorlandığımızda, onları başkalarının üzerinden veya başkalarının fazla dahili ile düzenlemeye çalışırız. Konuşmak, anlatmak, paylaşmak bu yüzden caziptir.
Fakat uygun sınırlar olmadığında, bu durum kişiyi daha kırılgan ve savunmasız hale getirir. Anlatılan şeyin karşı tarafta nasıl tutulacağı, nasıl yorumlanacağı belirsizdir. Bu belirsizlik de sonrasında pişmanlık ve geri çekilme yaratır.
Oversharing bazen de hızlı yakınlık kurma isteğinden beslenir. Birini tanırken aradaki mesafeyi ve yabancılık hissini hızla kapatmak, ortadan kaldırmak isteriz. “Beni gerçekten tanısın.” düşüncesiyle, henüz güven inşa edilmeden derin paylaşımlar yapılır. Oysa psikolojide güven, zamana yayılan bir süreçtir. Hızlı kurulan yakınlık sağlam olmayabilir ve kişi sonradan kendini açıkta kalmış gibi hissedebilir.

Her zaman sağlıksız mı?
Burada önemli bir ayrım var: Oversharing her zaman sağlıksız değildir. Paylaşmak, insan olmanın doğal bir parçasıdır. Sorun, paylaşımın kendimizle temas kurmak yerine, yalnızca rahatlamak için yapılmasıdır. Eğer anlattıktan sonra kendimizi daha da dağılmış, savunmasız ya da pişman hissediyorsak; bu, sınırların biraz bulanıklaştığının işaretidir.
Belki de sorulması gereken soru şudur: ‘Bunu anlatmadan önce kendime ne kadar alan tanıdım? Başka bir yol denemiş miydim?’
Bazen yazmak, beklemek, duygunun biraz durulmasına izin vermek; hemen paylaşmaktan çok daha koruyucu olabilir. Her duygu anında anlatılmak zorunda değildir. Bazıları önce bizimle kalmak ister.
Kendimizi anlattıktan sonra gelen pişmanlık, aslında bir hata yaptığımızı değil; daha fazla içsel güvene ve sınıra ihtiyaç duyduğumuzu gösterir ve bu farkındalık, kendimize biraz daha nazik davranmak için iyi bir başlangıç olabilir.
Kaynakça
- Altman, I., & Taylor, D. A. (1973). Social penetration: The development of interpersonal relationships. Holt, Rinehart & Winston.

