Yıllar ve Yıllar dizisindeki Lyons ailesi, içinde yaşadığımız dünya düzeni hakkında bize birçok şeyi açıkça gösteriyor. “Ne tür bir dünyada yaşıyoruz” sorusu, hem dizi hem de günümüz dünyası için doğru ve acı verici bir sorudur.
Algoritmaların, sensörlerin, komplo teorilerinin ve yapay zekâ destekli gözetimin normalleştiği, insanların hem içerik hem de veri üreterek bu düzeni koruduğu bir distopya.
Yıllar ve Yıllar’ın bize gösterdiği dünyada, Terranova’nın Özgür Emek (s.34)’te tartışılan yeni medya, yeni emek yaklaşımını, dijital kapitalizmin kullanıcıyı hem tüketici hem de özgür emekçi haline getirdiğini ve dijital kapitalizmin veri mantığına göre gizliliği, kimliği ve geleceği yeniden tesis ettiği iddiasını açıkça görebiliriz.

Dizinin ilk bölümünde Bethany, “sincap” kelimesinin ne anlama geldiğini merak etmiş ve önce annesine, yapay zekâ asistanı Signor’a sormuştu; hatta bugün bile insanlar günlük kıyafetlerini yapay zekâ ile özdeşleştiriyor ve bu da bilgi otoritesinin insandan algoritmaya, sonra da insandan algoritmaya kaydığını açıkça gösteriyor.
Bu iki durum, her sorunun, her sesin, her hareketin veri olarak kaydedildiği ve bu verilerin gelecekteki kararları şekillendiren bir altyapıya dönüştüğü bir dünyaya işaret ediyor. Gerçek hayattaki sosyal medya durumumuzla uyuşmayan Bethany’nin yüzünü veya sosyal medyadaki payımızı gizlemek için kullanılan bir filtre, Wang’ın (2018, s. 193) vurguladığı gibi, görünümün dijital medyada dijital olarak aracılık edildiğinin güçlü bir örneğidir.
Yeni emek rejiminde, kullanıcı, duygularını bile platform mantığına göre düzenleyen, içerik üreten ve kendi kendini “yönetmek” zorunda olan dijital bir işlemci haline gelir. Bethany’nin cinsiyet değiştirme arzusunun ailesi tarafından yanlış anlaşılması, bu dönüşümün en dikkat çekici kırılma noktalarından biridir.
Bethany aslında tamamen dijital bir varlık, yani sadece veri olmak istese bile, ailesinin kızları için “kızdan erkeğe” geçiş yapacağını düşünüyor. Burada cinsiyet geçişinden ziyade transhümanizm tartışması söz konusudur; bedenin ağır, kırılgan ve kontrol edilebilir olmasına karşı, beynin sonsuz dolaşımda bir veri paketine dönüştürülmesi arzusudur.
Bethany’nin yapay zeka kullanarak tarama geçmişine erişebilme yeteneği veya günümüzün çeşitli ebeveyn denetimi uygulamaları, çocukların en mahrem verilerini yasal boşluklardan yararlanarak bir güvenlik protokolüne indirgeme amacını ortaya koymaktadır.

KVKK, GDPR gibi veri koruma yasalarının yasanın ötesine geçemeyeceğini ve hatta ebeveynin gözetim topluluğu içinde küçük bir algoritmik ajan haline geldiğini düşünebiliriz.
“İnsanlık gözlerimin önünde aptallaşıyor” ifadesi, bu gözetim ve otomasyon ortamını, komplo teorilerini ve hazır cevapları, eleştirel düşüncenin yerini alarak gösteriyor; çünkü bu durumun siyasi bir uzantısı olarak, Hong Shao Dao’nun da bir silah üssü olarak kullanıldığını görüyoruz.
Burada teknoloji, günlük hayatı kolaylaştıran bir araç değil, jeopolitik güç oyunlarının ve militarizmin altyapısını oluşturan bir unsurdur. Ailenin hayatına giren iki masum cihaz, Signor ve Keithy, bu büyük ölçekli askeri ve ekonomik düzenin küçük örnekleridir.
Bethany’nin sorusunu yanıtlayan, ailenin telekonferans yapmasına olanak tanıyan sistem ve insan öldüren sistemler, aynı mantığın farklı ürünleridir.
Nesiller arasındaki dijital uçurumu net bir şekilde görmek için, ikinci bölümdeki yaşlı kadın Muriel’in Signor’un alarmını kapatmaması ve yazılı bir notta çözüm araması örneğine bakabiliriz.
Bu, yapay zekâ destekli arayüzlerin belirli bir yaş grubu için bir destekleyici değil, aksine dışlayıcı olabileceğini hissettiriyor. Ancak bunu da göz ardı etmemeliyiz. Bölümler ilerledikçe, Muriel’in yapay zekâyı kullanmaya çok alışkın olduğunu görüyoruz; bu da dijital uçurumun mutlak olmadığını, zaman ve deneyimle kısmen aşıldığını gösteriyor.
Muriel’in aksine, Bethany’nin cep telefonunu eline “entegre etmesi”, Muriel gibi belirli bir yaş sınırını aşan bir teknolojiyi kullanmaya zorluyor; oysa genç nesil teknolojiyi çok daha ileri düzeyde kullanabiliyor.
Ayrıca, vücuduna implant yerleştirerek herkese gelecekte herkesin böyle yaşayacağını söylemesi, yeni medya rejiminde insan-makine sınırının nasıl ortadan kalktığını gösteriyor.
Bu biyoteknolojik yakınlaşma bir yandan sürekli bir bağlantı ve güç duygusu sağlarken, diğer yandan, bankanın batması ve milyonlarca sterlinlik kaybında görüldüğü gibi, altyapıya bağımlılığın yarattığı büyük bir güvensizlik duygusuyla paralel ilerliyor.
Bu güvensizlik duygusu, teknoloji geliştikçe insanların kayıtlarını dijital ortam yerine fiziksel ortamda saklama arayışına girmelerine de zemin hazırlıyor.
Yeni medya nesneleri, kitlesel standardizasyon yerine bireysel özelleştirme mantığıyla ilerleyen post-endüstriyel toplumun mantığını izler (Manovic, 2002, s. 17).
Üçüncü bölümde, yapay gıda ve ısıtılması, günlük yaşamın bile endüstriyel ve sentetik çözümlere teslim olduğunu ve kapitalizmin en temel ihtiyaçları bile veri ve otomasyon mantığıyla yeniden paketlediğini göstermektedir. Bu, dijital ekonominin, daha geniş sosyal ve kültürel bilgi havuzları da dahil olmak üzere içsel olarak ele geçirme için özel bir mekanizma olarak tanımlanmasıyla örtüşmektedir (Terranova, 2000, s. 38).

İspanya’daki eşcinsel sevgilinin sosyalist devlet anlayışındaki sığınağı, otoriterleşen, kamplar ve “Kırmızı Bölgeler” ilan eden İngiltere karşısında sosyal devlet fikrinin hala bir kaçış ve güvenlik alanı olarak hayal edildiğini ortaya koymaktadır.
Ülkemiz bağlamındaki gözlemler de medyanın artan otoriterleşmeyi meşrulaştıran bir vektör haline geldiğini ve siyasi bağlamın 2015 sonrası dönemde otoriterleşme ve rejim güvenliği açısından niteliksel olarak farklı bir aşamaya geçtiğini göstermektedir (Kaygusuz, 2018: 295).
Dördüncü bölümde algoritmaların, komplo teorilerinin ve dezenformasyonun etkisini görmek için, seçimlerde deepfake nedeniyle adayların yaşadığı krizlere bakabiliriz.
Stephen’ın para kazanmak için girdiği yan etki (sürekli başını sola çevirmesi), biyomedikal kapitalizmin zavallı bedenler üzerindeki deneysel sömürüsünün gerçek bir örneğidir. Beden, tıpkı veri gibi satılabilen ve riske atılabilen bir kaynak haline gelir.
Aynı bölümde, kadının kocasının yasak ilişkisini öğrenmesi ve ortaya çıkarması ve dolandırılan eşcinsel erkeğin sonunda tekne ve denizle ölmesi, ekonomik şiddetin birbirini nasıl tamamladığını; gözetimin hem özel hayata hem de cinselliğe dayalı güç ilişkilerine nasıl sızdığını göstermektedir.
Beşinci bölümde, 2028 elektrik kesintileriyle başlıyor. Aniden tüm teknolojik sistemler çöküyor ve herkes her şeyin kağıda yeniden yazılması gerektiğini düşünüyor. Bu bize dijital dünyanın ne kadar hassas bir çizgide olduğunu gösteriyor.
Aşırı bağlantılı bir toplum, en temel kayıt ve iletişim tekniklerine anında geri dönme olasılığıyla karşı karşıya. İki boş odası olan ev sahiplerinin evsizleri evlerine alma zorunluluğu, ekonomik eşitsizliklerin devlet eliyle “zorunlu dayanışmaya” dönüştürüldüğü, kamu politikasının özel alanı yeniden düzenlemeye zorladığı bir anı temsil ediyor.
Bu politikalara paralel olarak yaşadıkları bölgenin ilanı, suç ve tehlike söyleminin coğrafyayı damgalayan, algoritmik risk haritalarıyla çalışan yeni bir yönetim tarzına dönüştüğünü hissettiriyor. Aynı bölümde, Bethany’nin “büyük ilerleme” durumu, her şeyi bedeniyle yapabilme yeteneği, herkesin ne yaptığını görebilme yeteneği, sensör toplumunda konuşan bir figüre dönüşüyor; artık sadece gözlemlenen değil, aynı zamanda kişisel olarak gözetim gücünü taşıyan bir aktör değil.
Babasının “ya istemezsem?” Bu soru, bugünün ve yarının en kritik tartışmasını vurguluyor. Dijital sistemlerin dışında kalma, veri üretmeme, izlenmeyi reddetme hakkı var mı? “Teyzesi Edith’in onunla birlikte casusluk yapması, arşive girmeye ve suç teşkil eden bir ihlalle veri sızdırmaya çalışması, gözetim cihazlarına karşı ‘gözetleyenleri izleme’ pratiğini temsil ediyor.”
Altıncı bölüm, 2029 yılında kamu yayıncısı BBC’nin yayın hayatının sonuyla başlıyor. Kamu yayıncılığının çöküşü, medyanın hem ekonomik hem de siyasi baskılar altında nasıl daraldığını gösteriyor.

Gazetecilik mesleğinin, algoritmik performans ölçümlerinin ve otoriter politikacıların baskısı arasında sıkışıp kalması ve Başbakana karşı yasaklı bir gazetecinin olayı, siyasi sansürle birlikte yeni medya-yeni emek ilişkisini yeniden değerlendirmemizi sağlıyor.
“Muriel’in “Her şeyin yolunda gitmemesinden sen sorumlusun” çıkışı, ortak öfkeye ve tüm krizlerin faili olarak politikacılara, komplo teorilerinin beslendiği duygusal zemine işaret ediyor.”
Dizinin sonuna doğru, Edith’in hikayesi hem siyasi hem de teknolojik olarak kritik bir düğüm noktası haline geliyor.
Lyons ailesi, ülkenin eski ve benzeri kampları, Kızıl Bölgeler ve krizlerle birlikte dağılır, parçalanır; Edith ise özellikle kamplardaki insan hakları ihlallerini kaydetmek ve dünyaya göstermek için kendi işini kurar; vücudundaki artan radyasyon yüküne rağmen, gözetim toplumunun araçlarını tersine çevirmeye ve bunu bir ifşa aracı haline getirmeye kararlıdır.
Finalde Edith, Bethany’nin dijital yeteneklerinden ve kamplardan ve eski bölgelerden görüntüleri sızdırır; bu da medyanın devreye girmesiyle kamuoyunda büyük bir infial yaratır ve sonunda kampların kapatılması, sorumlu politikacıların yargılanması, başbakanın tutuklanması gibi sonuçlara zemin hazırlayan bir dönüm noktasına dönüşür.
Edith’e ne olduğuna dair her başka inceleme, radyasyona maruz kalması ve kötüleşen sağlığı nedeniyle sonunda muhtemelen öldüğünü düşünmemize neden olabilir. Ailesiyle geçirdiği son sahneler klasik bir veda sahnesine benzer ve bedensel varlığının tükendiğini yansıtır.
Ancak diğer yandan, Edith’in çektiği görüntüler, sızdırılan kayıtlar ve aile üyelerinin hafızasında bıraktığı iz, olayı “yaşayan bir anı”ya dönüştürüyor; Edith’in eylemlerinin sürekli sonuçlar doğurduğunu göstermesiyle kampların çöküşü ve sistemin sarsılması sembolik olarak anlatıda yaşamaya devam ediyor.
“Bethany’nin zihin ve bilinç fikriyle olan bağlantısı göz önüne alındığında, Edith’in sesi, görüntüleri ve tanıklığı, onu bir tür kolektif dijital vicdana dönüştüren ikinci bir yaşam biçimi olarak da okunabilir.
Bu nedenle Edith, hem ölümlü, kırılgan bir beden olarak ölü, hem de sembolik-dijital düzeyde hayatta kalmış çift katmanlı bir figür haline gelir: bir yandan radyasyon nedeniyle kaybettiğimiz bir aktivist, diğer yandan Lyons ailesinde ve her yeni kriz anında kamuoyunun hafızasında yeniden bir direniş sesi.
Sonuç olarak, tüm bu örnekler, yeni medyanın da belirttiği gibi, yaşamın her alanının veri, emek ve gözetim mantığına göre yeniden düzenlendiği bir dünyada yaşadığımızı gösteriyor.
Bethany’nin annesi yerine Signor’a sorduğu kelime karesi, filtrelerle gizlediği üzüntü, hackleme yoluyla bedeninin bağlantıları, deepfake’lerle zehirlenmiş seçimler, görüntülerle kamp alanlarının dağıtımı…
Tüm bunlar, hangi bilginin, kimin insan olduğunun, emeğin ne olduğunun sorularının yeniden yazıldığı bir çağın parçası. Yıllardır, “Nasıl bir dünya?” “Hangi dünyada yaşıyoruz?” sorusunu hem sert bir uyarı hem de sınırlı bir direniş fırsatı olarak ortaya koyuyor.
Sorunun cevabı sadece dizide değil, aynı zamanda bugün algoritmalarla kurduğumuz ilişkilerde de gizli.
Kaynakça
- Kaygusuz, Ö. (2018). Authoritarian Neoliberalism and Regime Security in Turkey: Moving to an ‘Exceptional State’ under AKP. South European Society and
- Politics, 23(2), 281–302. DOI: https://doi.org/10.1080/13608746.2018.1480332
- Manovich, L. (2002). What is new media. In The language of new media. MIT Press. Chapter 1.
- Terranova, T. (2000). Free labor: Producing culture for the digital economy. Social Text, 18.2(28): 33-58.
- Wang, S. (2018). Calculating dating goals: Data gaming and algorithmic sociality on Blued, a Chinese gay dating app. Information, Communication & Society. DOI: 10.1080/1369118X.2018.1490796

