Sıkılmak…

1–2 dakika

Sıkılmak lüksü, bugün hemen herkes için, artık ulaşılması güç bir durum olmuştur fakat aynı zamanda bu güç durum herkes tarafından ulaşılmak için benimsenmemiştir.

Bu yazı sürekli dijitalde gördüğünüz ekran detoksu, nükteler dağıtan bir podcast ya da kişisel gelişimle kafayı bozmuş ufak tanrıların el kitapçığı rolüne bürünmeme kararını almıştır.

Bu yazı en azından başka türlü pırıl pırıl kafalarınızı ütüleme niyetindedir. Buharı basıp öncelikle sehpaya bu sıkılmak lüksünün aslında çok temel bir açıklamasını yapalım.

Sürekli sıkılmaktan bahsedilen şeyin anlatmak istediği bence en temelde algılama sürecidir. Yani görmek, yani koklamak, yani duymak, yani tatmak ve dokunmak.

Algoritmalar arasında kaybolan benliğimiz gerçekle bağını bir düzeyde kaybetmiş ve telefon elimizden düştüğünde, hiçbir şey yapmadığımız o zamanları, algımızın daha açık olduğu zamanları hatırlar ve kendimizce sıkılmanın kendisini özlediğimizi zannederiz.

Çocukken herkesin muhakkak evde oturup koltuktan koltuğa zıplayıp oyunlar oynadığı, camdan dışarıyı seyrettiği, halıdaki desenlerin konotasyonlarıyla hülyalara daldığı kış akşamları olmuştur. Çok uzak olmayan geçmişteki hallerimiz bize kendini otobüs uykusunda aniden gelen bir irkilme gibi kendini gösterir.

Çoğu zaman hatta telefonda bile ne yaptığımızı bilmeden aplikasyonlar arasında ip atlaya dururuz.

Bi’ Instagram’ı kapat, bi’ Twitter’ı aç (evet hala Twitter adını kullanmakta diretiyorum); bir WhatsApp’a gir, oradan da geviş getirmeyi unutmuş dana alıklığı ile açık ağzınla ekrana bak ben nereye girecektim diye. 

Bunlar hepimizin yaşadığı şahsi rezillikler. Sorun değil. Hepimizin aşağı yukarı masum rezillikleriyle barışık olduğunu düşünmek istiyorum. En azından artık sıkılmak deyince akılda canlanan hissi biraz daha anlaşılır kılmışızdır.

Ben şahsen tedavisini bulamasam da güzel taktiklerle hayatın etrafından dolanmaya çalışıyorum.

Ne olabilir… mesela not tutmak, neler yapacağını yazmak, satır başına kıytırık bi kutucuk çizmek ve işi halledip mağrur bir komutan edasında kabarık bir kuş gibi keçeli kalemle kutuyu boyamak, sonrasında sıkılmayı başarmış bir ermiş keşişle aynada bakışmak olabilir.

NOT: Bu yazıyı yazarken mola için telefonu elime alıp sonrasında sosyal medya aplikasyonlarına süre limiti koyduğumu unutmamanın garantisini veremiyorum.

COLSPARK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin