Modern Dünyada Sessizlik: Hiçbir Şey Mi, Her Şey Mi? 

2–3 dakika

Hepimizin hayatları birbirinden oldukça farklı olsa da, artık birbirine fazlasıyla benzeyen alışkanlıklarımız var.

Evde tek başınayken televizyonu açık bırakmak, elimizi yıkarken sosyal medyadaki kısa videoların arka arkaya oynamasına izin vermek, yemeğimiz soğusa bile izleyecek “düzgün” bir şey bulmadan yemeye başlamamak…

Bunlar, en tanıdık örneklerden sadece birkaçı. Çoğu zaman izlediğimiz ya da dinlediğimiz şeyin ne olduğu bile önemli değil; önemli olan sessizlikle baş başa kalmamak.

Peki bu sessizlik ne anlama geliyor? Kaçtığımız şey ne: Sessizliğin kendisi mi, yoksa onunla birlikte gelen düşünceler mi? Sanırım çoğumuz bunun cevabını net olarak bilmiyoruz.

Sessizlik, akışın bozulduğu yerdir. Gün boyu maruz kaldığımız uyaranlardan uzaklaşıp tamamen kendimizle baş başa kaldığımız andır. Modern hayatın bizi alıştırdığı sürekli meşguliyet hâli, bu anları dayanılmaz kılar. Biz de farkında olmadan çareyi ekranlara sığınmakta, her ânımızı bir sesle doldurarak kendi zihnimizi bastırmaya çalışmakta buluruz.

Bu noktada mesele yalnızca sessizlik değil, ona ne kadar alışık olmadığımızdır. Günümüz dünyası ve maruz kaldığımız içerikler, dikkatimizi sürekli uyaracak şekilde tasarlanmıştır. Bildirimler, üç saniye içinde ilgimizi çekmezse hemen geçtiğimiz kısa videolar, arka arkaya akan içerikler zihnimizi sürekli tetikte tutar.

Stimulation, yani uyaran dediğimiz bu etkenler, zihnin boşlukla karşılaşmasını engelleyen ama aynı zamanda ona sürekli müdahale eden yapılardır.

Bu sürekli uyarılma hâli, zamanla zihnimizin kendi başına kalma becerisini köreltir. En ufak işlerimizi bile eşlik eden bir ses ya da dikkat dağıtacak bir unsur olmadan halledemez hâle geliriz. Telefonumuzu ya da kulaklığımızı bulamadığımız kısa anlar bile panik duymamıza neden olur.

Bu panik hâli de tesadüf değildir. Sürekli uyarılan bir zihin, durmayı bir tehdit gibi algılar. Bu stimulation durumu, beynin sürekli dış uyaranlarla meşgul edilmesine dayanır. Bildirimler, kısa videolar, arka planda çalan sesler; hepsi beynin dikkat sistemini aktif tutarak dopamin döngüsünü besler. Zihin bu küçük ve hızlı ödüllere alıştıkça, sessizliğin sunduğu o “hiçbir şey” hissi giderek daha rahatsız edici hâle gelir.

Oysa sessizlik, “hiçbir şey” değildir. Aksine, tüm gün yorulan bir zihin için sessizlik her şeydir. Günlük hayatın gürültüsü içinde bastırılan duygular, ertelenen sorular ve farkına varmadığımız yorgunluk, ancak böyle anlarda görünür hâle gelir. Sessizlik bu yüzden huzurlu olduğu kadar rahatsız edicidir; bizi oyalayan akış durduğunda, geriye yalnızca kendimiz kalır.

Ama tam da bu yüzden sessizlik, modern hayatın içinde giderek daha kıymetli bir şeye dönüşür. Sürekli uyarılmaya alışmış bir dünyada sessizlik bir eksiklik değil, bir alan açma hâlidir. Kendimize, düşüncelerimize, hatta sıkıntımıza yer açmak…

Belki de rahatsız edici olmasının sebebi budur. Çünkü sessizlik bizden bir şey talep etmez; sadece orada olmamızı ister. Ve bazen, hiçbir şey yapmadan durabilmek, yapabileceğimiz en zor ama en gerekli şeydir.

COLSPARK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin