Hiç beraber oyun oynamamış, hiç baş başa gezmeye gitmemiş, hiç birlikte ders çalışmamış, hiç beraber dedikodu yapmamış hatta uzun uzadıya muhabbet bile etmemiş adamlar ve kızları…
Bir çocuk istediğini söylemek ve elbette ki bu eylemi yerine getirmek kadar kolayı yok, öyle değil mi? Peki gerçekten çocuğuyla ilgilenen kaç erkek görüyoruz etrafımızda? Geçmişten çok farklı olduğumuzu zannediyoruz, toplum olarak geliştiğimizi düşünüyoruz.
Doğruyu söylemek gerekirse eğer hala pek çok ailede olduğu gibi yemeği yapan, çocuklarla oyun oynayan, onlara derslerinde yardım eden, evi temizleyen kişi aynıysa ve bu anneyse ben toplum yapısında -bu olay örgüsünde eksik olan şiddet dışında- 1800 veya 1900’lere kıyasla bir fark göremiyorum.
Film tam olarak bu noktada kopmuyor tabi ki, dediğim gibi çoğu adam hatta hepsi tanrının onlara bağışlamadığı rahim üzerinde bir soy hakkı iddia ediyor. Bir çocuk sahibi olmayı hayatlarının önemli bir görevi olarak görüyorlar: bir başarı, bir nişane, hayatlarının eğlenceli ve zevk dolu aşamasını atlatıp ciddi bir yaşama adım attıklarının bir kanıtı.
Ben de isterdim sayın okur; dokuz ay boyunca karnımda taşımayacağım, vücudumda hiçbir değişime sebep olmayacak olan, doğum sancısı çekmeyeceğim, yetiştirilmesine bir fon sağlamak dışında hiçbir duygusal destekte bulunmayacağım ve toplum tarafından kabul görmemi kolaylaştırıp benim soyadımı taşıyacak olan bir varlığı ne diye reddedeyim ki? Ancak ya kız olursa!

Kız evlat şu anda revaçta ve herkese çok şirin geliyor, açıkçası genç erkeklerin en çok istediği şeylerden birisi gibi gözüküyor. Büyük kocaman gözleri, uzun kirpikleri ve güzel saçları, bıcır bıcır ses tonuyla küçük bir kız çocuğu istiyorlar.
Ama bu çocuk hiçbir zaman büyümemeli, yavru bir köpeğin hediye edildiği küçük bir çocuk gibi buna bakmaktan aciz olan babalar aynı zamanda ergenlik döneminde artık bir kadın haline gelen, kendi istekleri ve arzuları olan, karakter sahibi ve bağımsızlık arayışındaki bir yetişkini kabul etmekte de eksikler.
Annesi gibi güzel olsun ancak annesi gibi olmasın, benim istediğim gibi olsun. Güzel giyinsin, pespaye olmasın, erkek gibi gözükmesin ama kısa ve davetkar giyinmesin; olabildiğince kapalı giysiler tercih etsin. Makyaj yapsın ancak yine fazla güzel olmasın.
Dışarı fazlaca çıkmasın, mümkünse uzağa gitmesin. Akşamları eve erken gelsin, gece dışarı çıkmasın. Erkek arkadaşları olmasın, sevgilisi ise asla olmasın; eğer olacaksa benim haberim olmasın. Yurt dışına veya şehir dışına gitmesin ancak benle gidebilir, ben gitmiyorsam hiçbir şekilde gidemez.
Herkese hayır demeli, ama bana asla! Kimseyi kabul etmemeli…benden başka. Dediğim her şeyi yapmalı ve benden çekinmeli ancak bana sevgi duymasını istiyorum.
Efendim siz kendinize ait bir köle istiyorsunuz ve toplumda asla kendi yerini edinemeyecek bir embesil; parazit, başkasından bağımsız yaşayamayan bir canlı yetiştirmek niyetindesiniz.
Tüm bunlara açıklama getirmelerini isterseniz sizi korumak istediklerini söylerler. Bir erkeğin yaşadığı hayata özenmekle geçer bütün ömrünüz, bu yüzden sık sık bir erkek olmayı ne kadar arzuladığımı düşünüp dururum. Her şeyi yapabildiklerinin farkında bile değildirler çoğu zaman.
Korunuyoruz ve güvendeyiz değil mi? Evimizdeyiz, diz boyu eteklerimiz ve pantolonlarımızla olası bir taciz ve tecavüze karşı önlem almış bulunmaktayız. Kendimizi ne kadar geliştirdiğimizin, hangi okullarda okuduğumuzun, kaç dil bildiğimizin, düşüncelerimizin, tarzımızın, duygularımızın, hayallerimizin hepsi bir vazoya konmuş solmayı bekliyorlar ve biz cinsiyetimizin altında eziliyor, kendi babalarımız tarafından objeleştiriliyoruz.
Ben korunması gereken kırılgan bir nesne değilim, ben insanım.

Kendi evinde yaşadığım sürece senin kurallarına uymak zorunda olduğumu söylüyorsun ve kaç yaşına gelirsem geleyim evlenmediğim sürece kendi evime çıkıp kendi hayatımı kuramayacağımı…
Bana yaşamam için evliliği, bir başka adamın boyunduruğunda hayatımı sürdüreceğim dönemi şart koşuyorsun. Bir emanet, bir nesne olarak görülmekten; alınıp verilen bir “şey” olmaktan bıktım usandım artık.
Erkeklerin neden evlenmek istemediğini ve o meşhur bekar hayatını tercih ettiğini anlayabiliyorum. Her yere istediğim zaman, istediğim insanla, istediğim şeyi giyerek gidebildiğim bir hayattan neden vazgeçmek isteyeyim ki? Ama bir kadın olarak özgürlüğü umabileceğim tek şey evlilik, öyle değil mi? Tarafların yetiştirilme zıtlığından doğacak olan mutsuz bir ev hayatı şimdiden tahmin etmesi zor gözükmüyor gözüme.
Hiçbir zaman benle gerçekten konuşmadın, hiçbir zaman hayatıma gerçekten dahil olmadın, hiçbir zaman başarılarıma sahiden yanımda olarak tanıklık etmedin, hiçbir zaman beni içtenlikle takdir etmedin, hiçbir zaman beni gerçekten dinlemedin…
Bu yüzden yapmamı yasakladığın her şeyi yapabilecek kapasitem ve gücüm olduğunu da asla hayal edemedin. Ben hiçbir zaman senin için son derece güzel ve kırılgan bir nesne olmanın dışına çıkamadım. Belki beni biraz tanısaydın seninle arkadaş olabilirdik ve masada baş başa kaldığımızda garip bir sessizlik olmazdı.
Kaynakça
- Fr. Shenan J. Boquet. (2020 June 22). Reclaiming Fatherhood to Heal the Family. Human Life International. https://www.hli.org/2020/06/reclaiming-fatherhood/

