İnsan zihni, sandığımızdan çok daha fazla karar vermekle meşgul. Araştırmalar, bir yetişkinin günde ortalama 35.000 karar aldığını gösteriyor.
Sabah hangi kıyafeti giyeceğimizden bir bildirimle ne yapacağımıza, akşam hangi diziyi izleyeceğimize kadar her tercih zihinsel enerjimizden bir pay alıyor fakat günün ilk kararları ile son kararlarının kalitesinin aynı olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu farkın temelinde psikolojide karar yorgunluğu (decision fatigue) olarak tanımlanan bir olgu bulunuyor.
Karar yorgunluğu, gün boyunca verilen çok sayıdaki seçimin zihinsel kaynakları tüketmesiyle kişinin öz denetim, dikkat, mantıklı düşünme ve planlama kapasitesinin düşmesidir.
Bu durum, beynin karar vermede kritik bölgesi olan prefrontal korteksin yorulmasıyla ilişkilendirilir. Prefrontal korteks enerjisi azaldığında, kararlar daha hızlı, yüzeysel ve çoğu zaman impulsif, güdüsel bir hal alır.

Psikolojide bu durum “ego depletion” kuramıyla da açıklanır. Yani zihinsel bir kas gibi çalışan öz kontrol sistemi, tekrar tekrar kullanıldıkça zayıflar ve gün sonunda etkinliğini kaybeder. Bu nedenle uzun bir günün sonunda sabırsızlaşmamız, basit sorulara bile yanıt vermekte zorlanmamız ya da ne yiyeceğimize karar veremeyip geçiştirmemiz rastlantı değildir.
Hatta Danziger ve arkadaşlarının ünlü çalışmasında, hâkimlerin günün erken saatlerinde daha adil ve daha olumlu kararlar verdiği; öğleden sonra ise riskten kaçınan, daha katı kararlara yöneldiği bulunmuştur. Bu sonuç, karar yorgunluğunun yalnızca bireysel bir deneyim değil, toplumsal sonuçları da olan bir psikolojik olgu olduğunu gösterir.
Modern dünyada karar vermek…
Modern dünya bu yorgunluğu daha da artırır. Önceki nesiller sınırlı sayıda seçeneğin içinde yaşarken, bizler uyanır uyanmaz yüzlerce bildirim, mesaj, içerik ve alternatifle çevreleniyoruz. Her kaydırma, her cevaplama, her filtre ve her beğeni farkında olmadan zihnin “karar havuzundan bir miktar enerji çeker.
Üstelik seçenek bolluğunun özgürlük değil, çoğu zaman felç edici bir belirsizlik yarattığı psikolog Barry Schwartz’ın “Paradox of Choice” çalışmalarıyla da kanıtlanmıştır. Günü güzel bir film ile kapatmak için ekran başına oturmamızın ardından, 45 dakika fragman izleyip hiçbir şey seçemeden uyumak tam olarak bu paradoksun günlük hayattaki karşılığıdır.

Bu psikolojik döngüyü hafifletmek mümkün mü?
Psikoloji literatürü, karar sayısını azaltmanın öz denetimi koruduğunu gösteriyor. Steve Jobs’un siyah kazak–mavi kot kombinasyonu, Mark Zuckerberg’ün gri tişört rutini ya da Barack Obama’nın iki takım elbise tercihine sıkı sıkıya bağlı kalması. Hepsi prefrontal korteksi gereksiz karar yükünden korumaya yönelik bilinçli stratejilerdir.
Aynı mantıkla,
- sabah ve akşam rutinleri oluşturmak,
- günlük yapılacakları otomatikleştirmek,
- yemek ve kıyafet seçimlerini sadeleştirmek
gibi küçük eylemler zihnin enerjisini gerçekten önemli kararlara saklamayı sağlar.
Karar yorgunluğunu tamamen yok etmek mümkün olmasa da psikolojinin gösterdiği gibi daha az karar almak, daha çok zihinsel kapasite demektir.
Bu sebeple kendimize rutinler oluşturarak, mümkün olduğunca az sayıda uyarana maruz kalarak ve bilinçli bir biçimde hareket ederek karar yorgunluğunu azaltmak mümkündür. Günün sonunda mesele, daha fazla seçenek içinde boğulmak değil; zihnimizi koruyacak bir yaşam düzeni kurabilmektir.

Kaynakça
- Roy Baumeister, R. (2011). Willpower: Rediscovering the Greatest Human Strength. Penguin Press.
- Shai Danziger, D., Jonathan Levav, L., & Liora Avnaim-Pesso, A. (2011). Extraneous Factors in Judicial Decisions. Proceedings of the National Academy of Sciences.
- Barry Schwartz, S. (2004). The Paradox of Choice: Why More Is Less. Harper Perennial.

