Siyasi ve ekonomik buhranın ülkemizden kopardığı milyonlarca insan son yıllarda yurtdışında büyük fakat birbirine bağlı olmayan bir diaspora yaratmıştır.
Bu diaspora, farklı kıtalarda yaşayan, yurdun farklı ülkelerinden dünyaya fırlayan bambaşka insanlar topluluğu oldukça atomizedir ve birbirlerinden kıta ve ülkelerce kopmuş; edindikleri meslekler ve yaşam tarzlarıyla birbirinden muazzam farklılıklar göstermiş; Kuzey Amerika’nın ücra kasabalarına nazaran küçük metropollerin içlerinde bile birbirlerine değmeden yaşamlarını hala sürdürmüşlerdir. Fakat yeryüzüne dağılan bu atomları birbirine bağlayan memleketteki sevdikleri olmuştur.
Herkes pek tabii biricik birer birey ise de yurtdışına çıkmak muhakkak insanı kendisini baştan yaratma mecburiyetine sürüklemiştir. Sıfırdan yeni bir kimlik yaratmak beraberinde kişiyi yeni zevkler edinmeye, hayat ritmini ayarlamaya sürükler. Bu sürüklenmede elbette nehrin akıntısından kurtulmak için nehirde beliren köklere tutunmak durumunda kalır. Soyut olan bir şeye tutunmak da insanın algısını köreltebilir.
Dijital alemin kör edici güzelliklerinden biri de bu soyut iletişim aracının ta kendisidir. Sosyal medya, diasporadaki insanların arkadaşları, sevgilileri, eşleri ve çocuklarıyla olan bağlarını korumasını sağlar.
Hiç şüphesiz bu mucizevi alet pek çok adamı intihardan ve yıkımdan kurtarmıştır. Yalnızlık tarafından yutulmadılarsa bu atom bireyler sosyal medyaya minnettarlardır. Fakat bu kör edici güzelliğin gerçekliği bozan ve değiştiren başka kusurları vardır.
Taşındıkları andan itibaren sürekli olarak hayatta kalma halinde yaşayan diaspora atomları, olur da hayatın organik akışını ıskalarlarsa -ki büyük ihtimaldir ıskalayacaklardır- o zaman bu tatlı zehir onların algılarını kaybetmelerinde en büyük rolü oynayabilir.
Yurtdışında içinde bulunduğu gerçeklikte sadece ekonomik sistemin bir aygıtı olarak edindiği maaşı tüketime harcayıp yahut kişisel yatırımlara biriktirerek mantıksal zikirlerde insan olduğunu unutur, kendisini sadece ekrandan ekrana insanlarla iletişim halinde bulabilir.
Bir başka ülkede sevdikleriniz hayatını yaşamaya devam ederken, buğulu bir camdan onları izliyormuşçasına bir gölge gibi onların hayatına dahil olma halüsinasyonuna kapılabilirsiniz.
Çoğu kimse kaybettiği gerçekliğinin farkında olmadan çarkta dönmeye devam eder ve insana dair en samimi ilişki olan dostluk ilişkisini yahut aşkın kokusunu unutup ruhunu kaybedebilir.
İnsanın kendisinin farkında olmaması kadar doğal bir durum yoktur. Bu yüzden çevrenizin sizinle nasıl bir ilişki kurduğuna dikkat ederseniz belki bir gün şirinleri bile görebilirsiniz.

