Kovalayanlar, Kovalananlar, Meşguller ve Yorgunlar 

4–6 dakika

Yeniden merhaba sevgili okur, umarım keyifli bir gün geçiriyorsunuzdur.

Bugün sizlere sunacağım yazı aslında bir deneme niteliğinde olacaktı ancak çalkantılı ruh halimin etkisiyle ortaya çıkan kelime yığınlarında debelenmenizi hiç mi hiç istemedim.

Bunun yerine sizle daha bugün bitirdiğim “Muhteşem Gatsby” üzerine konuşmaya karar verdim. 

Kendim hakkında daha önce hiç fark etmediğim şeylerin ayrımına varmamı sağlayan ve beni duygusal olarak etkileyen bazı bölümleri sizlerle paylaşmak isterim:

1. alıntı:

“Papaz birkaç kez saatine göz attı, bu yüzden onu kenara çekip bir yarım saat daha beklemesini rica ettim. Ama hiç faydası yoktu. Hiç kimse gelmedi.”

2. alıntı:

“Jimmy bana bu resmi göndermişti” Titreyen parmaklarıyla cüzdanını çıkardı. “Şuraya bak.” Bu, köşeleri yıpranmış ve elden ele gezmekten kirlenmiş bir resmiydi evin.

Bu iki bölüm bana çok önemli bir şeyi hatırlattı sayın okur, bu benim çok önceleri düşünmüş fakat unutmuş olduğum bir konuydu; doğruyu söylemek gerekirse unutmayı yeğlemiştim: Öldüğünüzde cenazenize kim gelecek?

Ve bunu daha da çok sevdiğim bir başka soru takip etti elbette: Hayatta sizi seven anne babanızdan başka hiç kimse olmazsa… ne olur? 

Binlerce insanı yedirip içiriyor Gatsby ama bir kişi dahi cenazeye gelmiyor, üstelik cenazeye gelmeyi bir piknik dolayısıyla reddedip ardından partide unutmuş olduğu tenis ayakkabılarının geri gönderilmesini talep eden bile var.

Çok sevmek ve çok sevilmek umuduyla hareket edip yalnız ölmek…hem de sevginizin öznesinin bir çiçeği veya mektubu bile olmadan.

“Hiçbir telefon mesajı gelmedi ama kâhya uykusuz kalıp saat dörde kadar telefonu bekledi; o telefon gelseydi, artık mesajı ileteceği kimsenin kalmadığı andan çok sonrasına değin bekledi hem de.” 

Oysa Gatsby beş yıl boyunca yalnız kendisinin sevildiğinden emindi, daima kendisi olmasa bile hiç değilse daha fazla sevilmiş olduğunu zannediyordu. Sevdiği kadının evini gören bir ev satın almıştı ve geceleri yeşil ışığın ardından kıyının karşısından onu izliyordu. 

“Ondan çok uzakta hissediyorum kendimi… Anlamasını sağlamak zor.

Eskiden olsa anlardı… Saatlerce otururduk…” 

Hiç sevilmemişti, en fazla sevilmiş olduğu anda dahi bir başka adamla eşit olabilmişti yalnızca. Gatsby öleceğini biliyordu, saklanabilirdi; kaçacak parası da pek tabi vardı ancak kaçmadı.

Bütün yıl hiç kullanmadığı havuzunu açtırdı ve yüzmeye karar verdi, bu bir vazgeçişti. Peşinden gidilecek bir aşk kalmamıştı, evin tüm görkemi o kadını görebilmek ve belki ona partilerden birinde rastlayabilmek içindi; şimdi ufukta hiçbiri olmadığına göre kaçmanın veya bir şeyleri umutla saklayıp büyütmenin anlamı yoktu.

Siz hiç sevilmemiş olduğunuzu fark ettiniz mi sevgili okur? Size bunu şiddetle tavsiye ederim, çok özel bir histir; karşınızdakinin gözlerinde gördüğünüzü sandığınız şeyin tamamen yalan olduğunu anlamak ve her hayalin yalnızca size ait olduğunun ayrımına yeniden varmak gerçekten harika bir histir.

Hele buna bir başkasıyla aynı kişiyi paylaşmış olmanın verdiği haz da eklenince boğazınızdaki yumru dayanılmaz olur, bırakın aldatmayı sokakta size gayri ihtiyari çarpan birine bile baktığınızda suçluluk duyarken onun gelip sizi bu denli üzmekten çekinmeyişi daha da gururunuzu incitir.

“Belki telefon edebileceğim bir arkadaşın vardır George?” 

Boşuna bir umuttu bu; Wilson’ın hiç arkadaşı olmadığından aşağı yukarı emindi: Karısına bile yetmeyen bir adamdı. 

Yalnız olmak, yalnız ve sevgisiz. Alev çukurlarını insanlar birbirlerini korkutmak için uydurmuş olmalı, yaratanın bir insana verebileceği en büyük iki ceza budur!

Bunları yaşattığı birine ise verebileceği en büyük ödül ölümdür, nitekim George ilerleyen sayfalarda bunu da yerine getiriyor. Onun için deli diyorlar, deli değil yalnızca kitapta bile kendisinin adamı değil karısının adamı olarak geçebilecek kadar eşine düşkün ve üzgün, ihanete uğramış bir adam o.

Ona hiç kimse Gatsby’i öldürdüğü için kızamazdı, Jimmy’nin kendisi bile buna engel olmaya kalkışmamıştı. 

Daha mutlu şeyler yazmak isterdim, görüyor musunuz balıkçı bir çocuk bile biraz hayal ve birkaç kaçak işle nerelere gelebiliyor, demek isterdim ancak olaylara bu tarz bir bakış açısıyla bakmakta zorlanıyorum. Yine de şunu söyleyebilirim ki: 

“Bu kızı öptüğünde ve dile getirilemez hayallerini sonsuza dek onun geçici nefesine bağladığında, zihninin bir daha asla Tanrı’nın zihni gibi coşmayacağını biliyordu. Bu yüzden bekledi, bir yıldıza çarpan diyapazonun sesini bir an daha dinledi. Sonra onu öptü. Dudaklarının dokunuşuyla kız bir çiçek gibi açıldı ve enkarnasyon tamamlandı.”

Çoğu kişi Daisy’nin sadece Gatsby’nin hayallerinin bir biçim almış hali olduğunu düşünse de bu metni okuduktan sonra tüm öpücüklerin har vurup harman savrulmuş olduğunu ve israf edildiğini düşünmeden edemedim.

Daisy yalnızca bir başarı ve statü hayali değildi bana kalırsa, bu şekilde başlayan ve saf bir duyguya dönüşen daha yüce bir şeydi. Tek başına bir hedef beş yıl boyunca canlı kalamazdı, Daisy sıcak ve melodik sesiyle ve güzel gözleriyle tamamen gerçekti.

Her şeyi bu kadar trajik bir sona götüren de bu aşkın gerçekliğiydi, eğer öyle olmasaydı onu kaybetmenin ardından Gatsby de evle ilgilenmeyi ve partiler düzenlemeyi bırakmazdı. Tersine; statü, mal ve varlık hepsi ona layık olabilmek içindi ancak geç kalmıştı.

“Ben olsam, ondan fazla bir şey beklemezdim,” demeyi göze aldım. “Geçmişi geri getiremezsin.”

 “Geçmişi geri getiremez miyim?” diye haykırdı kulaklarına inanamayarak. “Niye, elbette ki getiririm!”

Maalesef insan her güzel anıyı geçmişin kumlu zemininden bir arkeolog edasıyla dikkatlice çıkartıp, parçalarını birleştirip, tozunu alarak ilk günkü haline getiremiyor. Geçmişte olan güzel bir şey orada kalmaya bir şekilde mahkumdur, sizin ona olan sevginizin bunda bir değişim yaratmasını ummak ahmaklıktır!

Beş yılın kaç gün olduğundan haberiniz var mı sayın okur? Tam 1825 gün yapar bu, kimsenin bin sekiz yüz yirmi beş gün boyunca hiç değişmeden durmasını ve size olan sevgisinin de aynı ölçüde taze kalmasını bekleyemezsiniz. Kim öyle olmasınız istemezdi ki… 

Bunlarla birlikte yalnızlarla yağmurun sık sık bağdaştırıldığı edebiyat dünyasından yeni bir bilgi daha kazandırdı Gatsby bana: 

“Üstüne yağmur düşen ölüler kutsanmıştır.” 

Günün sonunda hiçbir zaman sevilmeme ihtimalimize karşı elimizde yağmurlu bir günde toprağa verilme umudundan başka ne kalıyor ki sevgili dostum? 

Ancak merak etmeyin, son yazılarımdaki bu melankolik tavrı başka tarzda kitaplar okuyarak değiştirmeme çok az kaldı! Beklemede kalın lütfen, size çok ama çok mutlu günler dilerim.

COLSPARK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin