Nedir Bu Küçürek Öykü?

2–3 dakika

Bugün edebiyatımızda diğer türlere kıyasla daha az bilinen bir konuyu irdeleyeceğiz: Küçürek öykü.


Nedir?

Türkçede “küçürek öykü” ya da “çok kısa öykü” olarak bildiğimiz; dünya edebiyatında ise “short short story”, “very short story” ya da “flash fiction” gibi isimlerle bilinen bu yazı türünün ortaya çıkmasının en büyük nedeni; bir romanın ya da uzun bir hikayenin anlattığını, birkaç satırla, bazen sadece bir paragrafla bile koskoca bir duyguyu ya da düşünceyi verebilmesidir.


Ne Zaman Ortaya Çıktı?

Dünya edebiyatında 20. yüzyılda önem kazanıyor. Özellikle Amerika’da 1960’lardan itibaren popülerleşiyor.

Türk edebiyatında ise küçürek öykü 1980’lerden sonra ön planda olmaya başlıyor. İnsanların uzun uzun okumaya vakti olmadığı dönemlerde, kısa ama etkili metinler halinde olması bu türün popülerleşmesindeki en büyük etkendir diyebiliriz.


Temsilcileri Kimler?

Küçürek hikayenin dünya edebiyatındaki temsilcileri: Julio Cortazar, Dino Buzzati, Oscar Wilde ve Ernest Hemingway’dir.

Hatta bir rivayete göre, 1. Dünya Savaşı yıllarında yazıldığı söylenen dünyanın en kısa küçürek öyküsünün Ernest Hemingway tarafından yazıldığı söylenir: “Satılık bebek ayakkabıları; hiç giyilmemiş.”

Türk edebiyatında ise: Ferit Edgü, Haydar Ergülen, Hulki Aktunç, Necati Tosuner gibi isimler, küçürek öykünün önemli yazarları arasında sayılıyor. Ferit Edgü’nün “Çığlık”, “Do Sesi” ve “İşte Deniz, Maria” gibi kitapları bu türün en bilinen örnekleridir.


Özellikleri

1. Yoğunluk

Küçürek öyküde sözcük sayısı çok azdır; bazen sadece birkaç satır, hatta tek bir cümle olabilir. Ama bu kısalığın içinde büyük bir anlam taşır. Bir romanda sayfalarca işlenen duygu, düşünce veya olay, küçürek öyküde adeta damıtılmış hâlde sunulur. Bu yoğunluk sayesinde okur, metnin yüzeyinde gördüğü şeyin ötesine geçer.

Tek bir cümle, okurda farklı çağrışımlar uyandırabilir; hatta aynı öykü, farklı okurlar tarafından bambaşka şekillerde yorumlanabilir. Bu, küçürek öykünün çok katmanlı doğasından kaynaklanır. Yani küçürek öykü sadece “kısalık” değil, aynı zamanda “derinlik” demektir.

2. Çağrışımın Gücü

Geleneksel uzun öykülerde olaylar ayrıntılarıyla anlatılır; karakterlerin geçmişi, mekânın betimlemesi, olayların gelişimi…vs. derken, okuyucunun sürekli bir şeyleri hafızasında tutması gerekir. Küçürek öyküde ise bu açıklamalara yer yoktur. Yazar, bütün bu ayrıntıları okurun hayal gücüne bırakır. Bu nedenle küçürek öykü, çağrışım gücüyle çalışır.

Birkaç kelimeyle okurun zihninde geniş bir dünya kurulur. Mesela bir küçürek öyküde; yalnızlık, terk edilmişlik, kayıp ya da ölüm gibi pek çok duygu ortaya çıkabilir. Yani küçürek öykü, “eksiltili anlatım” üzerine kurulu bir türdür; söylenmeyen, gizlenen şey okuyucunun hayal gücüne bırakılmıştır.

3. Merak Uyandıran Arka Plan

Küçürek öykünün bir diğer belirgin özelliği, kısa sürede okura, sorgulatan bir etki bırakmasıdır. Bu çoğu zaman bir sürpriz, beklenmedik bir son ya da çarpıcı bir imgeyle gerçekleşir. Çünkü küçürek öyküde uzun bir giriş, olay örgüsü veya çözümleme yoktur; doğrudan sonuca odaklanır.

Okur, birkaç saniyede okuduğu bu kısa metinle düşündüğünden çok daha güçlü bir duygusal ya da zihinsel etki yaşar. Bu yüzden küçürek öykü, “küçük hacimli ama büyük etkili” bir tür olarak kabul edilir. Kimi zaman okurda şok etkisi yaratır, kimi zaman gülümsetir, kimi zaman da düşündürür.


Kısacası küçürek öykü; az sözle çok şey söyleme, birkaç kelime ile koca bir dünya oluşturma ve bu oluşturduğu dünyada arkasında bıraktığı sır dolu perdeyi aralama görevini okuyucusuna vermiş bir türdür diyebiliriz.

Yazımı sonuna kadar okuyan sevgili okuyucum; senden bir şey rica etsem beni kırmazsın, değil mi? Lütfen bu yazıyı okuduktan sonra bir küçürek hikaye oku ve onu anlamaya çalış çünkü onların bile bazen anlaşılmaya ihtiyaçları var.

COLSPARK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin